web analytics

Yolu Yurt Bildiler, Adlarıyla Yürüdüler

TÜRKLER3[dropcap color=”#888″ type=”square”]O[/dropcap]rta Asya steplerinde boy gösteren “Türkler”, tarih boyunca  çoğu zaman gerek ekonomik gerekse politik nedenlerle bozkırın ötesini düşlediler. SAvaşçıları at sırtında fetih ve yağma peşinde koşarken, siviller arabaları ve çadırlarıyla arkadan geldi, dilleriyle birlikte örf ve adetlerini uzak diyarlara taşıdı. Akınlarla işgal ettikleri toprakların halklarıyla kaynaşıp onlardan öğrendiklerini heybelerine kattılar. Anayurttan dağarcıklarında getirdikleri ata yadigarı değerleri ise yerel halklarla paylaştılar. Kimileri geldikleri toprakları daha erken dönemlerde yurt bildi, oralara yerleşti. Kimileri yolu memleket bildi, göçmeye devam etti. Bazen ateşle imtihan edildiler , bazen çılgın olarak nitelendirildiler. ” Türk gibi kuvvetli” dediler. Onların güçlerinden dem vurdular. “Türkler geliyor anneciğim !” diye feryat etti diğerleri, çocuklarını ” Bak , seni Türklere veririm, uslu dur ! ” diye korkuttular. Ama bazıları da başka medeniyetlere karıştılar ve öyle istedikleri için onlardan oldular. 

Türkler farklı zamanlarda, farklı mekanlara göçtüler, buralarda devletler hatta imparatorluklar kurdular, farklı dinlere bağlandılar, farklı isimlerle anıldılar. Günümüze dek taşıdıkları ortak noktaları ise konuştukları, yaşattıkları dil, Türkçeydi. 

Orta Asyadan Akdeniz’e İlk Türkler

Türklerin tarihsel varlığını Milattan Önceki devirlere taşıyan Çin kaynaklarında, Herodot’ta, İran, Süryani, Yahudi, Arap rivayetlerinde de değişik hikayeler mevcuttur. Bunlardaki anlatılar yer yer tarihsel gerçeklerle örtüşse de, bütün milletlerin kendi nesillerinden türemiş olduğuna dair önkabuller yüzünden, epey sorunlu sayılıyor. Türklerle ilgili, dili takip ederek yapılacak bir tarih araştırması bizi modern zamanlara, 6. yüzyılda ilk Köktürk devletinin kuruluşuna götürüyor. Türk adının tarihe ve taşa kazınması ise 8. yüzyılın ilk yarısında, Orhun Yazıtları ile gerçekleşiyor.

Köktürk yazıtlarda geçen “Türk” kavramının etnik değil siyasi bir kimlik olarak ortaya çıktığı, zengin ve edebi bir dil geliştirildiği, “atalar kültü” dediğimiz eski gelenekleri de koruyan bir devamlılığın sürdürüldüğü görülür. Taşlara işlenen bu mesajlar, türk kimliği üzerine ilk somut ipuçlarıdır. 

Orhun Yazıtları’nın temel önemi, tarihte kendilerini “Türk” olarak tanımlayan büyük toplulukları tarih sahnesine çıkarmasıdır. bu tarihten önceki, çeşitli rivayet ve kaynaklarda anılan Hunlar, Sakalar gibi birçok kavim ve topluluklara “bugünden bakılarak” Türk sıfatı kullanılagelmiş, onların kendilerini nasıl adlandırdığı önemsenmemiştir. Bu gün de tarih üzerine çeşitli TV programlarında bu gruplardan bahsedilirken, nedense ilk soru ” Onlar Türk müydü ? ” olmaktadır.

Tarihte ve bugün “Türk” kavramı elbette sadece Türkiye’de yaşayanlarla sınırlı değildir. Bu kavramın kapsama alanının genişliği, Türklerin tarih boyunca oldukça hareketli olmalarıyla ilgilidir. Tarihi belirli bir bölgede (Çinliler ve Japonlar) veya belirli bir dini kültür etrafında (Yahudiler) şekillenmiş diğer pek çok haktan farklı olarak, türkler farklı bölgelerde yaşadılar, farklı din – kültür alanlarında varlıklarını sürdürdüler.

Türk doyunca acıkacağını, acıkınca doyacağını bilmez.

Eski Türkler çoğunlukla, boylardan beydana gelen çok merkezli siyasi yapılar içinde yaşıyor, geçinmek için büyük oranda kırsal alanda göçebeliğe, pazarlarda elden çıkarmak zorunda oldukları artık ürünlere ihtiyaç duyuyorlardı. Bu pazarlar kimi zaman kendi bölgelerinin dışında kurulurdu, kimi zaman da insanlar, tuz göllerinin veya buna benzer kaynakların yanında kurulan geçici pazarlarda buluşurlardı. Bu ticari süreç bazı toplum üyelerinin yerleşik hayata geçmelerini sağladı. Bugün olduğu gibi geçmişte de Uygurlar ve Kazan Tatarları tücaar ve öğretmen olarak isim edinen Türklerdi.

Eski topraklardaki yerleşik geleneklere karşılık, yeni kurallar yeni topraklarda daha kolay oluşturulabilirdi. Bu nedenle modernlik öncesi çağlarda Türklerin tarihinin bir parçası, fetihler oldu. türkçe konuşan halkları göçler ya da fetihlerle yeni bölgelerde yaşatmak, işte bu makro düzeydeki yer değiştirmelerle gerçekleşmiştir. Tüm bu değişimlerde yeni isimler de doğdu. Türkler, yeni siyasi düzenler, yeni isimler edindiler. Eski boy ve aşiret isimleri, yeni kurulan siyasi gruplaşmaların daha küçük parçaları haline geldi. Kazaklarda ve Özbeklerde Antik ve Orta Çağ’a ait boy isimlerine rastlamamızın sebebi budur. Ancak göçlere ve fetihlere katılmamış Türk halkları da vardı. rusya Federal Cumhuriyeti’ndeki Başkurdistan başkurtları bunlardandır. Onlar ve Kırgızlar, aynı zamanda bin yıldan uzun süre boyunca isimlerini koruyan ender halklardandır. Her iki gruba da eklenenler vardı ama bunlar yeni siyasi çözümlere katılmaksızın Başkurt ve ya Kırgız olmuşlardır.

 

 

Kuzey Moğolistan'daki Orhun Vadisi'ne 8. yüzyılın ilk yarısında dikilen Tonyukuk Yazıtı, "Türk" kelimesinin geçtiği ilk metindi.
Kuzey Moğolistan’daki Orhun Vadisi’ne 8. yüzyılın ilk yarısında dikilen Tonyukuk Yazıtı, “Türk” kelimesinin geçtiği ilk metindi.

İsveçli Türkolog Lars Johanson, “Turcia” terimini Türkçe konuşan halklar tarafından yurt edinilmiş tüm bölgeleri birleştirmek amacıyla kullanmaktadır. Johanson, Turcia’nın bir devlet, ülke veya daha da büyük bir kara kütlesi olmadığını söyler. Kelimeyi Bosna’dan Çin Seddi’ne ve Orta İran’dan Kuzey denizi’ne kadar uzanan bir dil bölgesi olarak tanımlar. Bu bölgenin çekirdeği ise 35. ve 55. paraller arasındaki şeritte bulanmaktadır ve bu alan üç kısma ayrılabilir : batıda Türkiye, ortada Kuzey İran ve Transkafkasya, doğuda Hazar Denizi bölgesindeki Batı Türkistan ve son olarak Tanrı Dağlarının ötesinde doğu Türkistan diye bilinen bölgeler. 

Bu değişik bölgelerde Türkler  tarih boyunca yeni din – kültür çevreleriyle karşılaştılar. Zerdüştlük, Manieizm, Budizm, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi farklı kültürel ve dini atmosferlere girdiler. Bu değişimler sırasında kendilerine ve tarihe bakışları da değişti. Örneğin Budist olarak köklerini Budizmin geçmişine bağlamışken, Müslüman olarak Nuh’un oğlu Yafes’in soyundan geldiklerine inandılar. modern çağla birlikte, bilimin temel araçları, sinoloji, Arapça, Farsça ve Türkçe filolojilerin ışığında 6. ila 8. yüzyıllard ayaşamış Türklerle bağlarını keşfettiler. Çin kaynaklarına göreyse ilk Türkler MÖ 200 ile MS 200 arasında bozkırlarda hüküm süren Xiongnu (Hun) soyundan gelmekteydi. Bu yüzden De Guignes ve başka Fransız tarihçiler, 18. yüzyılda Türklerin, Tatarların ve Moğolların tarihini bu başlangıca dayandırmışlardı. Türkiye’de de Türk tarihi bu şekilde öğretilmektedir. Arkeolojik keşiflerin ilerleyişine bakılacak olursa, 21. yüzyılın Türklerin kökenine dair bilgilerimize daha fazla katkıda bulunulacağını düşünmemek elde değildir.

 http://orhunyazitlari.blogspot.com/p/bilgekagan.html

[cbc_playlist videos=”2065,2066,2068,2071,2076,2077,2078,2079″]

 

About the author: admin

Meslek hayatına devam ediyor. Şu sıralar kitap okumaktan başka bir şey yaptığı yok , Photoshop ve Adobe serisinin programları ile ilgilenmekte ancak anlamıyor.Bilişim dünyasından kopamasa da " bu kadar dijital nereye kadar ağbi ? " diyecek kadar protest bir tavra sahip.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir