web analytics

Disiplin gücün temelidir !

Dünya kötü insanlar tarafından değil , kötülüğe izin veren insanlar tarafından tehdit ediliyor.” ( Einstein )

Faşizm, iki insan arasındaki ilişkide başlar , diyordu bir yazar. Liberal ekonominin ve ahlakının uğramadığı Türkiye cangılında ilişkiler, nesnelerle kurduğumuz bağ ile şekilleniyor. Şeyleşme ile birlikte yalan özneler ortalığı katır tırnakları gibi sarıp sarmalamış. Vahşi batı mitinin arkasında silahlanma vardı. Güç odaklı toplumun kural tanımaz kaşifleriyiz bizler. Bu ormanın tadı kaçtı artık. Daha incancıl bir toplum hayal ederken elimizde birbiriyle savaşan, didişen homo erectusların konformist torunları marka ve logolarıyla resmi geçit yapıyor. Markanın olduğu bu cangılda ilişkiller de hükmeden ve hükmedilen formatında olacaktır helbette. 

Kapitalizmle kardeş olan faşizm, mutlak gücü sever. Disiplin aracılığı ile gücü somutlaştırır. Toplumu tek tipleştirmeye götürür. Birey kendini diğer grup üyeleriyle özdeş görür. Farklı seslere tahammül edemez. Hepimiz kendimizi en iyi zannederiz. Hatta diğerlerinden daha da iyi. En kötüsü bizimle aynı fikirde olmayanları toplumumuzdan dışlar, ötekileştiririz. Onları incitiriz. 

Kitleleri büyülemenin yolu iktidardan geçer. “İktidar bozar, mutlak iktidar daha da bozar ! ” diyordu Lord Acton. Faşizmin yaygın olduğu toplumlarda kutsal bireyin doğuştan getirdiği temel hak ve özgürlükleri güvenlik gerekçesi ile gasp edilir. Geçmişin tarihinde Hitler’in propaganda bakanı Göbels toplumu hipnotize edici faaliyetleriyle dehasını sergilemişti. Şimdilerde bu işi yapan medya var. İnternet , tv ve gazeteler bu işe yeterince yapıyorlar. Yeni Ortaçağ, post-modern toplum derken etrafımız güç odaklı ilişkilerle çevrilmiş durumda. Toplum bir yandan güvenlikten yoksun yaşam sürerken korku dolu gözlerle çevresine bakıyor. Medya cahil bıraktırıyor. Post – moden hayat bizlere ne adam gibi yaşam sunuyor ne de gebermek için izin veriyor. 

Gelelim kitabımıza…

kitaptanLise çocuklarına hitap eder uzunlukta yazılan Morton Rhue’nin “Dalga” adlı eseri rahatsız edici bir soruyla açılışını yapıyor. Bir lisede tarih öğretmeni olan Benn Ros, çocuklara faşizmin ne menem bir şey olduğunu anlatmakta zorluk çeker ve bu sorunu aşmak için deney yapmaya karar verir. Ertesi gün , sınıfa giren öğrenciler için , tahtadaki yazı fark edilene kadar sıradan bir gündür. Tahtada ” disiplinli güç” yazmaktadır. Ve bu mesajla birlikte, sınıfta öğretmen tarafından yönetilen ilginç bir deney başlar. 

Kitap , faşizmin kitle ruhunu anlamak için okunması gereken , eserlerden biri. Final sahnesi ise gerilimin doruğa çıktığı andır. “Sizin lideriniz ben değilim !” diye bağıran Benn Ros, Tv’deki Hitleri gösterir. İlk başlarda yeni yetme ergenlerin biraz ukalaca tavırla , tarihin geçmişte kaldığını , artık bilinçlendiklerini söylemelerine rağmen, içlerinden birinin “Neden, hiç kimse Nazilere engel olmayı denemedi ? ”  sorusu öğretmen Benn Ros’u düşündürtür. Konu açıklanır açıklanmasına ama anlatılması güçtür. Tarihten bir anekdot : 

dalga3Tarihin gördüğü en büyük diktatörlerden biri olan Stalin öldüğünde Kruşçev bir toplantıda onun ne kadar zalim biri olduğunu anlatırmış. Uyguladığı korkunç politikanın sonuçlarının müsebbibi olarak parmağını hep Stalin’e yöneltmiş. Tabi geri kalan üç parmağın kendisini gösterdiğini düşünmüyoruz. Kalabalıktan biri bağırmış : 

Bütün bunlar olurken sen de yanındaki adamlardan biriydin. O zaman onu neden durdurmadın ?! ” 

Kruşçev sinirlenerek : 
– Kim o bağıran ? diye kalabalığa seslenmiş. 

Ortalık ölüm sessizliğine gömülmüş. Kalabalığa şöyle bir bakan Kruşçev sakin bir ses tonuyla devam etmiş konuşmasına.

– İşte şimdi anladın neden durduramadığımızı ! 

Faşizm, Nazizm gibi otokratik yönetimlerde olan bundan ibaret aslında. Hastalıklı bir kişiliğin mutlak iktidar olup kitleleri propaganda ve baskı yoluyla sindirip ezmek bu yönetimlerin özüdür. 

Morton Rhue’nin kitabının açtığı yoldan giden bir filmi de söylemeden geçmek istemeyiz. Die Welle. 2008 , Alman yapımı olan filmde Almanların gözde artisti Jürgen Vogel ,romanda adı geçen genç , idealist öğretmen Benn Ros rolünde. Ancak film kitabın güçlü kelimeleri karşısında zayıf kalmış. Aceleye getirilmiş. Halbuki faşizm gibi güçlü bir malzemeden Hanekevari rahatsız edici bir film çıkartılabilirdi. Senaryodaki karakterler havada asılı duruyor. Karakterler iyi işlenmemiş. Beş dakikada koyun moduna geçen öğrencilerin evrimi diye bir şey yok. Ne olduğunu anlamadan , sahneler arası geçişler yapılmış. Almanyadaki öğrencilerin yetişkinlerle kurduğu rahat tavırları bizim öğrenciler sergilese yaşanan gerilimden çıkacak bir filme konu olabilecek cinsten olurdu kanımca. Bir diğer ilginç boyutta film 1967’de Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde yaşanmış bir olay . Halbuki bu işi Almanların daha iyi yapmaları gerekirdi. Yine sağıra yatmışlar anlaşılan. Öyle ya , o kadar katliam yap, gaz odalarına her türlü milletten adam gönder, savaş bittiğinde Alman halkı sana ” Ama biz bunların hiçbirini bilmiyorduk ! ” desinler.  

Bir de kendim çalıp kendim dinlediğim ey sevgili tarihiblog okurları , kitabın ne yazık ki baskısı yok, raflarda aramayın. Bulursanız alın okuyun derim. Sevgilerimle. 

 

About the author: admin

Meslek hayatına devam ediyor. Şu sıralar kitap okumaktan başka bir şey yaptığı yok , Photoshop ve Adobe serisinin programları ile ilgilenmekte ancak anlamıyor.Bilişim dünyasından kopamasa da " bu kadar dijital nereye kadar ağbi ? " diyecek kadar protest bir tavra sahip.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir