web analytics

Itrî ve Barış Manço

Eskiden Radyo ve Tvlerimizde Saz Eserleri adlı proğramlar olurdu. Saz eserlerinin arkasındaki o büyük abla ve ağbiler unutulmuş bestekârlarımız eserlerini icra ederlerdi. Çocuktuk , ufacıktık ve çok çabuk sıkılırdık. Ne zaman ki uzun saçlı , bıyıklı, güleç bir ağbimiz çıktı bize Itrî’nin o unutulmaz bestesini çağdaş bir yorumla söyleyiverdi biz de eskilerin bestesiyle tanışıverdik , çok sevdik. O unutulmuş  bestekârların eserlerini yorumlayabilmek için de engin bir kültür birikimine sahip olmak gerekiyor. Yoksa bugünkü piyasa şarkıcılarının yorumlaması gerçek bir cinayet olur . Aşağıdaki video bir şarkının nasıl yorumlanması gerektiğine dair güzel bir örnek kanımca.

Eserleri koroyla söylenme niteliğinde olan, ” Segâh ” makamında bestelediği ve özellikle bayram namazlarında okunması gelenek haline gelen ” Tekbir ” iyle de dini müziğimizi etkilendiren Mustafa Itrî Çelebi bu bu bestecilerimizin en ünlüleri arasında yer alır. Besteciliği kadar şairliği, şairliği kadar çiçek ve meyva yetiştirmekteki üstün zevkleriyle Mustafa ,Itri Çelebinin hayatı, ilginç bir roman konusu olacak kadar renkli ve zengindir.

Mustafa Itrî Çelebi’nin Hayatı ve Kişiliği 

17. yüzyılın sonlarıyla 18. yüzyılın başlarında yaşayan Itri’nin 1630 – 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Babası BUHURCULUK ( dini törenlerde havaya güzel kokulu tütsüler yaymak işiyle uğraşan kimse ) yaptığı için Mustafa Çelebi ” Buhurizâde ” sanıyla anılır. Aynı anlama gelen Itrî kelimesi ise onun sonraları şiir ve bestelerinde kullandığı mahlasıdır. Mustafa Itrî varlıklı bir ailenin çocuğu olduğu için yaşadığı çağın en iyi eğitim ve öğrenimini gördü : Nasrullah Vakıf Halhali gibi ünlü kişilerden müzik, Siyahî Ahmet Efendi’den hat ( yazı ) dersleri aldı. Böylece şiir, müzik ve hattatlıkk ( el yazmacılığı ) gibi güzel sanat çeşitleri üzerinde çalışan genç sanatçının ünlü, kısa bir süre içinde padişah sarayına kadar ulaştı. Mehmet IV  tarafından sık sık saraya çağırılan Buhurîzâde Mustafa Itrî Çelebi, padişahın da katıldığı müzik toplantılarında kendi bestelerinden çeşitli fasılları üstün bir başarıyla yönetirdi. Bu besteler, tarz ve edalarındaki incelik kadar ruh ve anlamlarındaki derinlikle de dikkati çeker. Osmanlı İmparatorluğu’nun zengin tarihi ve Türk toplumunun göz kamaştırıcı yaşantısı Buhurizâde’nin müzik dehasından doğan eşsiz bestelerle dile getirilmiş ve zamanla geniş halk kitleleri arasında yayılmıştı. Müzik tekniği eşsiz bir üstünlükte olan sanatçının hiç te güzel olmayan bir sesi vardı. Ama bu durum onun birbirinden güzel besteler yaratmasını engellemekten çok uzaktı. Gerçekten de bir süre sonra padişahın nedimleri ( yakın adamları ) arasına katılmakta gecikmedi.

Mehmet IV  bir gün :

” – Dile benden ne dilersen ? ” dediği zaman büyük sanatçının yanıtı son derece şaşırtıcı olmuştu :

– Padişahım, kulunuzu esirciler kâhyalığına çırağ buyurunuz !

Buhurîzâde’nin padişahtan istediği iş , o çağlarda çeşitli ülkelerden İstanbul’a getirilip vezirlerin ve zengin halkın konaklarında hizmet için satın alınan kadınların yöneticiliği gibi gösterişsiz bir görevdi. Dileği hemen yerine getirilen Buhurîzâde’nin gerçek amacıysa ne para hırsı, ne de parlak görevlerdi. O, ayrı ayrı iklimlerden toplanıp getirilen bu tutsak kadınlarla görüşüp, onların müziklerini de öğrenip kavrayarak yeni yeni besteler yaratmak, seslerini beğendiklerine de müzikdersleri vermek istiyordu.

Gerçekten besteci, uzun hayatı boyunca sayısız kimseye müzik dersleri vermişti. Ne var ki bütün gerçek sanatçılar gibi o da sanata, tapınma derecesinde bir saygı gösterir, buna uymayanları affetmezdi. Bu yüzden de onun derslerini izlemek kolay olmazdı. Yalnız yürekten sanata bağlı olanlar onun sert tutumlarını hoşnutlukla karşılayabilir, geri kalanlar giderdi.

Itrî’nin titiz bir sanat anlayışıyla meydana getirdiği eserler günümüze kadar değerlerini kaybetmediği gibi Klasik Türk Müziği analında kendisinden sonraki çağlarda yetişen tanınmış besteciler üzerinde de derin etkiler yapmıştır. Onun ilk gençlik çağlarında ününü sağlayan ” Hüseyni ” makamındaki bestesi bugün bile bütün inceliğiyle yaşamaktadır.

Itrî’nin Müzik Dışındaki Yönleri 

Meydana getirdiği birbirinden güzel eserleriyle klasik müziğimizin en büyük bestecilerinin başında gelen Buhurîzâde Mustafa Itrî , yaşadığı sürece müzikten ve müzik sevgisinden bir an için olsun, ayrılmamıştı. Ama bu büyük sanatçının bu arada üstün başarılar sağladığı daha başka yönleri de vardı. Onun gençlik yıllarında şiirler yazdığını ve hat dersleri aldığını yukarıda söylemiştik. Bu şiirlerin, o çağlardaki ” Şuara Tezkereleri ” ( Şairler Mecmuası ) girecek kadar kuvvetli olduğu görülür. Itrî, yazdığı bu şiirlerinden bazılarını bestelemiştir. Hattatlığı ( el yazmacılğı ) daha çok ” Talik ” yazılarda başarılıydı Sanatçının iyi bir Hafız olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Itrî’nin en ilginç yönlerinden birisi de iyi bir çiçek ve meyva yetiştiricisi olmasıydı. İstanbul Surları dışındaki köşkünün ünlü bahçesinde yetiştirdiği çiçekler, eşsiz bestelerinin reknli kokuları sayılacak kadar nefisti. Müzikten arta kalan zamnının birçok saati bu çiçekler arasında geçerdi. Ama, Itrî’nin meyva yetiştiriciliğinde sağladığı başarı çiçekçiliğini bile gölgeleyen bir güzel sanat değerini kazanmıştı. Bahçesinde kendi eliyle yetiştirdiği çeşit çeşit meyvalar, yalnız tadlarıyla değil, renk ve kokularıyla da çiçeklere yarışır durumdaydılar. Ünlü sanatçının yabancı bir ülkeden getirip aşılağı ağaçlardan elde ettiği armutların lezzeti dillerde dolaşırdı. bugün bile Mutabey armudu diye anılan bu nefis meyva, büyük sanatçının azmanımıza kadar devam eden bir başka eseridir.

Türk toplumuna eşsiz besteler , müzik , çiçekleriyle renk ve koku, meyvalarıyla tad zevki sunan Mustafa Itri Çelebi’nin ölümü 1712 yılına rastlar. Mezarı, Edirnekapı semtinde Mustafa Paşa dergâhı yakınlarındadır. Bu süssüz ve gösterişsiz mezarda 300 yılı aşan bir süredenberi yatan büyük sanatkâr, değerlerinden hiç bir şey kaybetmemiş olan bestelerini dinleye dinleye sonsuz uykusunu uyumaktadır.

0

About the author: admin

Meslek hayatına devam ediyor. Şu sıralar kitap okumaktan başka bir şey yaptığı yok , Photoshop ve Adobe serisinin programları ile ilgilenmekte ancak anlamıyor.Bilişim dünyasından kopamasa da " bu kadar dijital nereye kadar ağbi ? " diyecek kadar protest bir tavra sahip.

Related Posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0