web analytics

SİZİN HİÇ UTANMANIZ YOK MU CEOlar ?

Bindokuzyüzseksenli yıllarda siyah beyaz ekranlardan evlerimize akan görüntüler bilinçaltımızı şekillendirirken diziler furyası bu kadar çok değildi. Piyasa koşullarına uygun ,geleceğin kapital toplumunu formatlayacak yeni Türkiye’nin dizileriydi bunlar. Ilk kez tanışıyorduk Dallas ile. Köle İsaura ile. Atlantis’ten gelen adam vardı boby yüving oynuyordu mesela. Kara Şimşek’te Kitle tanıştık. Ansiklopedilerde aradım hep. Izine rastlayamadım, yazan tek şey kamu iktisadi teşekkülleri hakkındaki sıkıcı bilgilerdi. Örneğin PIYANGO dizisi vardı.

[youtube url=”http://youtu.be/QPGw0-VkmB4” width=”560″ height=”315″]

[youtube url=”http://www.youtube.com/watch?v=8m3WMI9K8h8″ width=”585″ height=”230″]

İki Amerikalı eyalet eyalet dolaşıyor lotaryadan para kazanmış ancak ikramiyesini almayı unutmuş ebleh Amerikalılar’ı bulmaya çalışıyorlardı. Sermayenin dürüst davranışı gözlerimizi yaşartırdı. Subliminal ileti ile “Loto-piyango iyidir, para güzeldir ! ” uyuşturucusunu alırdık.

1980 askeri darbesi toplum hayatını tümüyle değiştirmiş acılı bir sürecin yolunu açmıştı .Ekonomideki karşılığı 24 Ocak kararları olan bu değişimin Türkiye’ye hediyesi üretme ,tüket mantığı idi. Laz Marks’ın dediği gibi “asıl kapitalizm şimdi başlıyor !” du. Kamu iktisadi teşekküllerinin zarar etmesi için çalışıldı. Dönemin Gırgır gibi mizah dergilerinde çizim bulacak Turgut Özal’ın tonton figürleri ve “hamili kart yakinimdir !” İfadeleri çarpık düzenin keskin eleştirileri olarak kalacaktı. Dışarıda hayat pahalılığı sürekli artarken, aileler parçalanırken ücretler düşürülerek sefalet koşullarına kapı açan uygulamalar olağan hale gelirken insan nesneleşiyordu. Şimdi artık herşeyi daha net görebiliyoruz. Hayatın içinde oluşturulmuş bir piramitdüzeni var .En tepede bir kaç zengin ,tabana doğru gittikçe genişleyen yoksul bir halk.

Demokrasileri ayakta tutan sosyo ekonomik düzende orta sınıfın varlığı gereklidir. Halbuki neo liberal ekonomi politikaları ile Türkiye’de tonton (Turgut Özal) işi bitirmiş , icraatin içinde programları ile gelişen Türkiye’nin filmleri evlerimize girmişti. Güzel de bir jenerik müziği vardı hani. Orta sınıf erimiş , tabandaki fakir kesimlere karışmıştık. Orta sınıf eridikçe kölelik şartlarına dönük uygulamalarla karşılaşılacak , edinilmiş sosyal haklar ve özgürlükler budanacaktı.

Para ve tüketim ekonomisinin egemenliğini her ilan edişinde .toplumun ahlak normları da erozyona uğrayacaktı .reklamlarda banyodan bornozuyla çıkan kadın sevgilisine şuh bir sesle “Macit beni otomobillendirsene” diyerek bir anlamda reklamın iyisi kötüsü olmaz anlayışını yerleştiriyordu. Halbuki bizler Banker Bilo’nun saflığını seviyorduk, ondan yanaydık. Maho’nun üçkağıtçılığını sevmezdik. 1980li yıllar Özal ekonomisinin “Köşeyi Dönme” hikayeleri ile doludur. Ne olursa olsun köşe mutlaka dönülecektir. Makyavele mezarında takla attıracak kadar çok örneği olan Türkiye koşullarında para Tanrı ile özdeşleşiyordu. Türk toplumu protestan Islama koşar adım gidiyordu işte. Sömürünün devam edebilmesi dinin ağırlığının artması ile doğru orantılı olmalıydı. Belki de Türkiye’deki askeri darbelerin mantığını burada aramak gereklidir. İçerinin dizayn edilmesi için önce karıştırılması , birikimlerin yok edilmesi , sonradan da birilerinin araya girip maçı tatil etmesi gerekiyordu. ne de olsa “bizim oğlanlar bu işi başaracaktı” diyecek berileri bulunurdu.

[youtube url=”http://www.youtube.com/watch?v=jTRZSMn0qxU” width=”585″ height=”230″]

1980-1990 yılları arası ekonomi dergilerinde de gözle görülür değişim oluyordu. Çok para lazımdı insanlara.klasik ekonomi koşulları ile çok para kazanılması imkansızdı. Hayatımıza borsa girecekti. O güne kadar borsa deyince aklımıza tütün borsası , pamuk borsası gibi yerel figürler gelirdi. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası yükselen piyasaydı . Tahtakaleyi de duyardık ama fiyakası azdı onun. Şirketlerimiz çoğaldı. Boby Yüving E karşı Ceyarlar yükseliyordu . Ekonomi dergileri coşmuş , borsayı öven , şirketlerin tepe noktasında bulunan bugün adına CEO dediğimiz yöneticilerin gülümseyen fotoğrafları olurdu. Bu para budalası CEOların bilmem ne kadar üretim artışını ya da ciroların büyüklüğünü anlatan rakamlar verirlerdi. Borsa ile ilgili AYI duruşu ,Boğa davranışının ne olduğu gibi anlatılar da vardı. Maksat azıcık birikimi olan gariban açgözlülerin paralarını borsaya çekip söğüşlemekti .

piramitdüzeni

Kişisel gelişim kitaplarının peynir ekmek gibi satıldığı bu zamanlarda vaatlerin önü arkası kesilmezdi. İsa’nın , Musa’nın vaatlerini bilirdik de şeytanın vaatlerini kimse aklına getirmezdi işte. Gelişim kitapları hayallerinizi coşturuyordu coşturmasına da kendinizi acı gerçeklerin mihenk taşına vurduğunuzda ızdırabın büyüğünü yaşardınız. Tabi bunalıma girenler için de mucizevi. Ilaç prozac ta satılırdı. Bu CEOların maaşlarını bilemezdiniz. Medya dediğimiz canavar bize piramidin tepesine bir gün herkesin çıkacağını bunun ilk şartının Inanmak ve NIKE firmasının ” just do it ! ” sloganında gizliydi. “Babamı bile satarım ” sözü o günlerden bu günlere kalmıştır artık. Piramitin tepesine doğru gittikçe daha fazla miktar törkiş lira akmakta ancak tabana inen nakit törkiş liralarında bir gelişme olmamaktadır. Bugünlerde de aynı boş laf ve vaatler devam etmekte, eğitim özelleşirse zengin olacağımız söylenmektedir. Hiçkimse kaybedeceklerimizin ne olacağı konusunda bir fikri bulunmamaktadır.

Büyük bir firmanın en tepesinde yer almak oldukça iyi bir iş midir ? Bu durumun piramitin tabanında bulunan kişilere verdiği zararı biliyor muyuz ? Bir Ceo’nun ne kadar maaş aldığına kimin karar verdiğini biliyor muyuz ? Elbette şirketin yönetim kurulu. Peki yönetim kurulu seçimi yapılırken en fazla kimin sözünün geçtiğini bilmekte miyiz ? Evet, bildiniz. CEO’nun ! Allahım aklımıza mukayyet ol !

image

Bu gün Türkiye’de bir üniversite diplomasinin garanti ettiği tek şey ,bir AVM’nin önünde kontrol memurluğudur ya da büyükmarketler zincirinin gece vardiyasında çalışmaktır. Eğitim sistemimiz evlere şenlikten. Hayattan uzak , kişiye hiç bir şekilde katkı sunmayan . Beyin kanallarını kapayan bir sistemin içinde kader mahkumları gibiyiz. Bir gencin kafasında bulunan tek şey ne kadar kazanacağımdır. Eğitimi iş-para-aşk üçgenine indiren teknoloji odaklı bir nesil var karşımızda. İLÜZYON ile gerçeklik arasında sıkışıp kalmış bir gençlik. Bilenler bilir. Adamın biri ölmüş arafta kendisini karşılayan baş melek ona ya cenneti ya da cehennemi seçmesini söylemiş. Adam son kararını vermeden önce her ikisini de görmek istediğini belirtmiş. Baş melek adamın bu dileğini olumlu karşılamış.

Cennete vardıklarında ,adam burasının çok güzel bir yer olduğunu görür. Herkes gülümsemektedir. Her yer son derece huzurlu , pozitif duygularla doludur. Cennet tam anlamıyla mükemmel bir yerdir.

Adam :”Burası gerçekten çok güzel”der ve :”Diğerini de görebilir miyim ? ” diye sorar.Baş melek bu kez onu cehenneme götürür.

Cehennemin tam ortasında dev bir parti düzenlenmektedir.İnsanlar kahkahalar atmakta ,dansetmekte ve harika müzikler çalmaktadır. Üzerinde muhteşem yemekler bulunan mükemmel bir sofra kurulmuştur . Herkes keyifle içkilerini yudumlamaktadır. Hayatında daha önce hiç böyle bir şey görmemiş olan adamın gözleri faltaşı gibi açılır. Tam bu sırada Baş Melek ona doğru yavaşça eğilerek :” Hangisini seçiyorsun ? ” diye sorar. Adam :”Elbette burasını .Ben cehennemde olmak istiyorum ! ” diye cevap verir heyecanla. Baş melek , adama sadece tek bir seçim hakkının olduğunu yeniden hatırlatır ve :”Gerçekten cehennemde olmak istediğinden emin mısın ? ” diye sorar. Adam hemen :”evet evet .Kararım kesindir. ” der.

Baş melek ellerini çırptığı anda müzik kesilir ,görülen tüm manzara ortadan kaybolur ve adam kendisini alevlerin yaladığı bir direğe zincirlenmiş olarak bulur.

“Hayıırrr ! ” diye bağırır acı acı. :” Burada harika bir parti ,dans eden insanlar ve muhteşem yemekler vardı.Hepsi nereye gitti ? “

Cehenneme mahkum olmuş başka bir ruh ona şöyle cevap verir :” Sen pazarlama sunumuna katılmışsın . gerçek cehennem işte burası !”

Hayatımız bu hikayedeki konu üzerinde İLÜZYON ve gerçeklik üzerinde kayıp giderken piramit düzenlerini farkedemiyoruz. Bu arada piramidin en tepesinde bulunan Ceyar ruhlu ceolara seslenelim . Boğazınıza takılsın o dolarlar ! Sizin hiç utanmanız yok mu ?

0

About the author: admin

Meslek hayatına devam ediyor. Şu sıralar kitap okumaktan başka bir şey yaptığı yok , Photoshop ve Adobe serisinin programları ile ilgilenmekte ancak anlamıyor.Bilişim dünyasından kopamasa da " bu kadar dijital nereye kadar ağbi ? " diyecek kadar protest bir tavra sahip.

Related Posts

0