Makinelere Bağımlı Kalmayın
Bugüne kadar icat edilmiş makinelerin günlük işlerimizi hafifletip hafifletmediği tartışmalı bir konudur … Makineler monoton işlerle daha çok insanı masa başına bağlarken , pek çok üretici ve diğer kesimi zengin etmiştir. ( ,john Stuart Mill, Ekonom
i Politiğin İlkeleri , 1848 )
Bugüne kadar icat edilmiş makinelerin günlük işlerimizi hafifletip hafifletmediği tartışmalı bir konudur … Makineler monoton işlerle daha çok insanı masa başına bağlarken , pek çok üretici ve diğer kesimi zengin etmiştir. ( ,john Stuart Mill, EkonomMakineleri bir çare olarak görüp bir tür makineleşmiş kölelerden medet ummak, endüstri çağının düş kırıklığı oldu. Bizler felsefe kitaplarına gömülüp içkilerimizi içerek seks yaparken, robotların her türlü işimizi yürüteceği ütopyası asla gerçekleşmedi. Read the rest of this entry »
Çetin Alp , Opera ve Eurovizyon
Bu yazıyı yazmamdaki vesile sabah TRT ‘nin Nostalji adlı müzik programı olmuştur.
Güçlü bariton sesiyle sahneye çıkan Çetin Alp büyük bir heyecanla şarkısını söylemiş , iş puanlamaya gelince şarkımız puan alamamıştı. Tabi o zamanki Türk kamuoyu başarıya olan ihtiyacı had safhadaydı.
Avrupa’ya kendini kabul ettirme gibi bir derdi de vardı. Bilemiyorduk Avrupa’nın bu güdük kalmış yarışma programının hiç bir önemi olmadığını. Zavallı Çetin Alp , yıllarca Pop kültürüne yeni yeni uyanmış o zaman ki Televole mantığı eleştirmenlerince yerden yere vurulmuş ve o güzel insanı belki de en verimli olabilecek çağında küstürmüştü. Hiç kimse o sözü yazan şarkı sözü yazarını eleştirmedi, o şarkıyı düzenleyen kişiyi eleştirmedi. Tabi bu satırlardan diğerlerini de yerden yere vurmak gerekmez ama bu işin günahını neden yıllarca rahmetli Çetin Alp’e yükledik ki ? Bana kalırsa Türk Pop Tarihi yazılacaksa ya da bu işe soyunmak isteyen varsa bir zahmet işe insani açıdan yaklaşsın da Çetin ALp’e değerini versin. Bize ne Erovizyondaki puanlama sisteminden ? Sertap Erener ” Her yerde yaparım ” diyerek birinciliği aldı da ne oldu ? O yıllarda çocuktuk , ancak anımsıyorum bana kalırsa şarkı gerçekten güzeldi . Hele Çetin Alp’in sahnedeki figürleri beni büyülemişti. Zavallı Çetin Alp ‘i küstürdük ve verimli olabilecek çağında kaybettik. Kına yaksın o vıttırı vızık Pop eleştirmenleri. Zaten onları da kimsenin salladığı yok. Onlar Boğazda soğuk viskilerini yudumlayıp kibirle ‘ ne güzel iş yaptık ‘ diye kadehlerini tokuştursunlar . Nuri Alço ağbim inşallah onların içkilerine ilaç katar …
Tatil Biterken
On beş günlük okul tatilinin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bütün yurdu etkisi altına almış olan soğuk havalar İzmir ‘e de uğradı. Dışarıya çıkmak mümkün olmadı. Vaktimin çoğunluğunu kitapçılarda geçirdim desem yalan olmaz. Kocaeli’nden mebzul miktarda kitap , okunacak dergi ve kesilmiş yazılar getirmeme rağmen bir türlü açıp ta okuyamadım. Bu tatilde beni en çok mutlu eden iki şey oldu . Birincisi sevgili arkadaşım, dostum Tolga Öner ‘in bana verdiği Doğan Avcıoğlu’nun Türklerin Tarihi ,Milli Kurtuluş Tarihi ve Türkiye’nin Düzeni adlı kitapları hediye etmesi oldu . Kütüphanemin en güzel yerinde onlar için yer ayırttım bile. İkincisi yıllar önce mezun olduğum Karşıyaka Ticaret Lİsesi’ndeki okul ve sınıf arkadaşlarım ile buluşmam idi. Zaman ne hızlı akmış . Ama hepimiz ilk gün ki gibi heyecanlı, mutlu idik. Videolar çoktan facebook sosyal paylaşım sitesinde yerini aldı . Arkadaşlarım ile buluşmanın verdiği mutlluluk ile sanırım bu ikinci dönemi bitirebilirim.
Bu aralar yanda görmüş olduğunuz kitaptan “ Özgürlüğün Manifestosu ” notlar çıkarıyorum. İçinde bulunduğumuz kapitalist sisteme son derece keskin eleştiriler yönelten bu kitabı okuduğumda hemen çarpıldığımı itiraf etmeden geçemeyeceğim. Yaşanan olaylar kitabı haklı çıkarırcasına keskin gözlemlerde bulunuyor. Kapitalizmin bir tür tefecilik olduğunu , endüstrileşmenin ise kölelik olduğuna dair sözcükler yazar tarafından savunuluyor. Tüketim toplumunda yaşayan bireylerin bir süre sonra bu aşırı tüketim , emtia yoğunluğu ve üretim ilişkilerinin baskıcı , yıkıcı etkileri karşısında insanın özelde bireyin tasa ve kaygılara gömüldüğünü savunan kitap ufuk açıyor. Örnek vermek gerekirse , Tv bir hizmet kurumu olarak tanıtılır ama asıl yaptığı şey bizi sürekli kendi yaşamımızdan uzaklaştırarak dışarıda bir dünyaya itmektedir. Bu , bizi korkutur , ihtiyacımız olmayan ürünleri almaya iter. Sonuçta , paraya tapınır hale geliriz. Tv izlemek , insanın kendini yararsız hissetmesine neden olur, çünki orada uzmanlar her şeyin en iyisini yapar. Kendimizi özgür hissetmek istiyorsak TV ‘leri çöp sepetine atmanın vakti geldiğidir. Bu konuya ileride bu küçük web günlüğünden devam etmeye çalışacağım.
Hooo….Hooo. Yeni Yıl Geldi…
Türkiye’de yıbaşı kutlamalarının topluma mâl olmasında galiba 1980 ‘li yıllarda tüketim toplumunun temellerinin atılmasıyla hızlandı. Ondan önce , 70 ‘li yıllarda Orhan Gencebay, Zeki Müren ve dansöz ödüllü TRT televizyon programlarının ve Milli Piyango’nun büyük ikramiyelerinin de katkısı olmuştur. O yıllarda her evde şimdi belki de yüzüne bakılmayan Tombala oyunları ve de Tv ‘deki bol şarkılı göbek havaları olurdu. Gecenin yıldızı , Sanat güneşimiz Zeki Müren idi. Saatler 24′ü gösterdiğinde ışıklar söndürülür evdeki herkes öpüşür birbirimize iyi yıllar dilerdik.
Noel Baba’nın tebrik kartlarından vitrinlere akması ve oradan sokağa inmesi zaman içerisinde olmuştur. Şimdilerde ortalık kırmızı beyaz elbisesiyle noel babalardan geçilmiyor. Evet Türkiye’de çocuklar Noel Baba’dan oyuncak istemiyorlar ama asıl korkutucu olan bana göre Noel Baba’nın kimliğinin unutulması. Sonuçta Hıristiyan bir aziz olarak kabul ediliyor. Hıristiyanlık bilinçaltının önemli bir figüranı. Ama yine de işin en güzel yanı hayatımızda hiç önem vermediğimiz hediyeleşme davranışı ve çocukların o güzel ruhlarına dokunuş tarzı. İşte bu unutulmaması gereken yan. Bu yüzden Noel Baba’nın hediyeler vermesini özlüyorum. Belki de bizler o adımı atıp geleceğimize yönelen evlatlarımıza sahip çıkarız. Bu ülkede o kadar çok hediye almamış çocuklarımız var ki …
Aziz Nikolas, Arupalı adıyla Santa Claus dördüncü yüzyılda Likya’da yaşamıştır. Yani bizim toprakların çocuğudur. Yaşadığı yer olarak Akdeniz kıyısında Teke yarımadasında ömür sürmüştür. Bugünkü Demre’de piskopos olarak atanan , birçok insana Hristiyanlığı kabul ettirmiş ve hapse atılıp işkenceye uğramıştır. Constantin Hıristiyanlığı kabul edince kurtularak 325 yılında İznik’te toplanan Konsile katıldığına inanılmaktadır. 6 Aralık 342 yılında öldüğü kabul edilen Aziz Nikola, rusya, yunanistan ve Sicilya’nın koruyucu azizi olarak kabul edilmektedir.
Aziz Nikola ortaçağda çocukların da koruyucusu olarak kabul edildiği için bu gün çok sık olarak vurgulanan Noel Baba ve çocuk figürü ve de hediye kültürü bütün dünyada yaygınlaşmıştır. Üzerinde gördüğümüz kırmızı beyz piskopos kıyafetidir. Noel Baba’nın kızağını çeken ren geyiklerinin yılbaşı ve noelde bir figür olarak gösterilmesi tamamıyle bir pazarlama dehasının ürünüdür. Amerika’da Chicago mağazasının satışlarını artırmak için yenilik yapmak isteyen bir reklam yazarının elinden çıkmış oldu.
Kısacası hayat hikâyesi böyle . Konu ile ilgili daha geniş özet www.webdetarih.com‘da olacak.
bu küçük blogtan biz de peygamber efendimizi unutmayalım ve buradan selam gönderelim. Ne diyordu : ” Hediyeleşin !…”
Sevgiye kalın.
Yeni Yıl
2010 senesi bizim küçük blogumuz için galiba felaket bir yıl oldu . Nedeni basit ? Ha bugün ha yarın yedek alacağım derken , sınır ötesi bir siber saldırı sonucu yerle bir oldu sitemiz ve o kadar çok emek verip yazdığımız yazılar , resimler ve videolar da ne yazık ki kayboldu gitti. Üzüntüm büyük . Ama hayat dediğiniz nedir ki zaten . Yeniden ayağa kalkıp yürümesini bilmek değil midir ? Böyle diyorum ama inanın büyük bir şokun içerisindeyim hâlâ. Nasıl bir hata sonucu bu saldırı oldu anlayabilmiş değilim . Ama elalemin adamını küçümsememek lazım. Her ne varsa hatayı kendinde aramalı insan. Ben bir soğuk içeyim en iyisi mi ?
Bu küçük blogtan naçizane bir tavsiyem mutlaka önemli verilerinizin yedeğini alın. Bu işe başladığımızda tarihler 27 Ağustos 2008 ‘i gösteriyordu. Yaklaşık olarak 16 aylık bir maceramız oldu. Bir blog yazarının neler yazabileceği ve nelere dikkat edebileceği konusunda epey bir deneyim kazandım diyebilirim. Bu 16 aylık süre zarfında kardeş bir site de açmış olduk : www.webdetarih.com . Açılan bu yeni sitemiz tarihe artan ilginin bir karşılığı olarak doğdu. Şu an yerlerde sürünüyor ama olsun. En azından bilgi ve kültür bağlamında kişisel gelişimimizi tamamlayan bir işlevi var. Şimdilik bu blogtan idare edeceğiz. Belki ileride tamamiyle kendi adımıza yönelik bir alan alır oradan yola devam edebiliriz. Ama şimdilik bu emektar blogumuzun elinden yeniden tutma vakti. Çok ekmeğini yedik ağbimizin .
Yeni bir yılın ilk ışıklarında bu küçük blogtan hepinizin yürekten yeni yılını kutlar , sağlık, esenlik ve mutluluklar dilerim efendim.
Saygılarımla.




